21. Yüzyılın Bilimi – Ders 1

Newton’un iddia ediyor ki gerçeklik benim dışımda mevcut durumda, ben var olsam da olmasam da.

Einstein’a göre, ben hızımla ilişkili olarak gerçeği algılıyorum. Gerçek benim dışımda mevcut, ama ben hızıma bağlı olarak onu algılıyorum.

Farklı bir yaklaşım iddia ediyor ki gerçeklik benim dışımda ve bende var olanların bir birleşimi. Bu kombinasyondan benim içimde ortaya çıkan ise bir resim ki bu resim dış özelliklerin ve benim kendi özelliklerimin ortalaması.

Kabala’nın Bilgeliği dördüncü bir yaklaşım öneriyor – benim dışımda hiçbir gerçeklik yok. Benim dışımda var olan şey ‘’Üst Işık’’. Onun içinde hiçbir şey yok ve her şey onun algılanması, ben kendi özelliklerime bağlı olarak algılıyorum. Eğer ben özelliklerimi değiştirirsem, farklı bir gerçeklik algılayacağım.

Bunun anlamı çarpıcı – gerçek aslında benim iç özelliklerimin sadece bir kopyası. Dünyadaki en büyük bilim adamları 21. yüzyılın biliminin Kabala’nın Bilgeliği olduğunu çoktan fark ettiler.

Ders 1

Kabalalistik Bilgelik, Bilimsel Araştırmaya Karşı

  • Evrenin gelişimi
  • Bilim kapasitesinin sonuna ulaşıyor
  • Bilimin gelişimi, insanın kendi varlığını kontrol etmesini olanaklı kılmadı
  • Çevre ile uyum içinde olma ihtiyacı
  • Beş duyunun sınırlarını koparmak nasıl mümkündür?

Benden Kabala’nın Bilgeliği ve bilim hakkında konuşmam istendi. Bakalım konu nasıl gelişecek.

Bize olan şey nedir? Zaten bildiğiniz gibi insanlık alma arzusunun seviyesine bağlı olarak gelişir. Bu seviyeler köktür, sonra da alma arzusunun Alef, Bet, Gimel ve Dalet’tidir. O kişinin alma arzusunu hissetme seviyesine, kişi çevresi ile bağlantı kurmaya onun tarafından itilir, içinde bulunduğu yer ile ilişki geliştirmeye, içinde var olduğu gerçeklik ile.

Kök seviyesinde alma arzusu çok küçüktür, öyle ki onun içindeki insan sadece hayvansal zevkler için gereksinim hisseder. Hayvansal, burada bir hayvanın sahip olabileceği gereksinimleri belirtir, bedensel diyelim. Bu arzular aileyi, yemeği ve kişinin etrafındaki küçük bir topluluğu kapsar.

İnsanlık binlerce, hatta belki de onbinlerce yıldır gelişiyor. Baal HaSulam’ın bize anlattığı kadarı ile ondan öncesinde bile dünya dönemlerden geçiyormuş, öyle ki bunlarda maddeler patlamış, soğumuş, sertleşmiş ve tekrar içinde püskürmüştür. Böyle birkaç dönem vardı, yaklaşık olarak 17 veya 18 tane, her biri otuz milyon yıldı, sonunda dünya biyolojik yaşam için uygun bir duruma erişti. Bu noktada insan onbinlerce yıl boyunca gelişmeye başladı, sonunda bedensel arzulardan daha fazlasını edinerek hayvanlardan ayrılmış ve farklılaşmış olana kadar. İnsan, para, onur ve bilgi için olan arzulara odaklandı, sonunda maneviyata varıncaya dek ki bu manevi dördüncü derecenin – Behina Dalet – alma arzusudur.

Belirlendiğine göre 1995’den itibaren, biz maneviyat için gerçek iç arzular deneyimlemeye başladık çünkü insan çoktan bütün önceki arzularını bitirdi. Bu arzular hala bizim içimize girmiş durumdalar, bedensel arzular, aynı para, onur ve bilgi için olan arzular gibi. Ama biz bütün bu dönemleri enkarnasyonlarımız sırasında deneyimlediğimiz için, bu arzular maneviyat için olan arzuya göre önemsiz hale geliyor. Biz diğer bütün türlerdeki ifalar ile tatmin olmadığımız bir duruma gelmeye başladık.

Zohar’da yazar, tıpkı diğer kadim kitaplarında bu jenerasyonların sonundan bahsettiği gibi, gelişiminin sonucunda bütün insan ırkı nasıl insanoğlunun aslında gelişmesi şart olan alanın maneviyat olduğuna karar vereceği bir duruma ulaşacak.

Neden biz daha önce bu arzuyu alabilecek durumda değildik? Gerçek şu ki böyle bir olasılık vardı. Baal HaSulam “Kabala’nın Bilgeliği ve Felsefe” adlı makalesinde, böyle bir zamanın olduğunu yazar, M.Ö. beşinci veya altıncı yüzyıl civarında, Plato ve Aristo döneminde, Kabala bilgeleri ile felsefe bilgeleri arasında bir bağlantı olduğu zaman. Bu zaman periyodu sırasında, dünyanın uluslarına Kabalistik bilgeliği kabul etme olasılığı verildi. Maneviyatın içine doğru (dış gelişim) gelişmeye başlama fırsatı, öncelikli olarak felsefi entelektüel yönlere odaklanmak yerine müsait durumdaydı ki bizim konumuz ile uğraşmış bir kişi elde edebilirdi. Ama her nasılsa bir şeyler ters gitti ve filozoflar Kabala’nın Bilgeliğinden her ne aldılarsa, antik Yunan dönemi sırasında, bunlar ne yazık ki felsefenin sınırları içerisinde kaldı. Kabala bilgeliği, onların kendi çalışmaları ile filozofların dünyayı araştırmalarındaki kendi yöntemleri zamanı sırasında devam etti. Bu iki yol arasındaki fark nedir veya bu dünyayı bilim adamları ya da Kabalistler olarak incelemek arasındaki fark? Fark oldukça esaslıdır, çok köklü ve tamamen kutuplaşmıştır. Nasıl?

Sorun oldukça basit. Bizim ruhumuz zevk alma arzusudur ve bu zevk alma arzusu beş giriş ile beş çeşit zevki hissetmekte ki bunlar görme, duyma, koklama, tatma ve dokunma ile alınır. Ne oluyor? Ben dışarıdan, hakkında bir şey bilmediğim bilgiyi bedenimdeki beş açıklık aracılığı ile alıyorum. Benim bir beynim var ve hafızam, aldıklarımın hepsi her türlü sistemin içinde öyle ki onların aracılığı ile farkına varmaya ve tanımlamaya başlıyorum, ilk başta eğitimime bağlı olarak, karakterime ve sonra bizim hala bilmediğimiz insanın içinde olan her çeşit fonksiyon aracılığı ile bir şeyleri fark etmek, onlardan zevk almak, onları reddetmek ya da onları yakına getirmek.

Benim dışımda ne olduğu ile ilgili bütün bilgi alımları aslında benim kabımın içindeki bir noktada birleşiyor ve benim içimdeki, kendimdeki, asla dışarı çıkmıyor. Ben yeni yöntemler geliştirebilirim, görme için olan bir mikroskop veya bir teleskop gibi, ya da duymak için olan her tür radarlar gibi, vb. Bunun anlamı basitçe benim açıklıklarımı genişlettiğimdir, ben onların duyarlılığını büyütüyorum ve sonra farz edildiğine göre daha çok hissediyorum. Onlar daha hassas hale geliyor ve sonra ben içeride daha çok fazla bilgi alıyorum, ama onları hala içe alıyorum. Onlar orada işlem görüyor ve çoğalıyor, bana dünyanın resmini veriyor, bu yolla yapılan dünyanın resmi değişiyor. Birkaç bin yıl önce sahip olduğumuz dünya görüntüsü ile karşılaştırıldığında, bugün farklı – ben dünyayı daha iyi tanıyorum, bir şeylerin neden olduğunu biraz daha fazla biliyorum, bir şekilde onların arasındaki bağlantıyı biliyorum. Ancak hala, araştırdığım her şey, incelediğim şeyler beş duyum aracılığı ile geliyor. Gerçekte, hem felsefe hem de bilim farklı bir gelişme yolları olmadığı için bu yöntemi kullanıyor. Ne kadar çok aygıt veya alet yaparsak yapalım, bedenimiz hakkında bütün seviyelerinde ne kadar çok bilirsek bilelim, psikolojik, psikosomatik, biyolojik ve fizyolojik seviyelerde, onu sadece bu beş açıklığımız ile algıladığımız yol ile bileceğiz. Bizim dışımızda ne olduğunu bilmenin bundan daha fazla olasılığı yok.

Bilim adamları otuz veya kırk yıl önce bu sorunu fark ettiklerini söylüyorlar. Onlar yöntemlerini tükettiler ve öyle ki bugün bizim keşfettiklerimiz sadece kendi içimizdeki ek bağlar ve dünya ile ilgilendiğimiz yollar. Bütün bu araştırma sadece iç soruşturmalar aracılığı ile yapılır öyle ki bunlar ile birlikte kanıtlanmıştır ki bizim ne gerçeklik üzerinde ne de kendi var oluşumuz üzerinde bir kontrol sağlamamız mümkün değildir. Biz içeriği sadece kendi içimizde algılayabiliriz. Bir şekilde kendimizi zararı azaltmak için çevreye göre yeniden düzenleriz. Bizim bilimden öğrendiğimiz esas şey her hücrenin, her bedenin, sadece çevresi ile denge içinde ise var olma hakkı olduğudur. Hücre üzerinde hareket eden güçlerin oluşumu ve onun reaksiyonuna ‘’Homeostatis’’ adı verilir. Bir denge olmak zorundadır. Bu olmadan beden acı çeker. Ve öyle ki en basit ve pratik şekilde bile, biz doğamızın veya evrenimizin dışında bir takım çalışmalardan bahsetmiyoruz. Bilim bize normal var oluşun olasılığını bile veremez. Biz sadece içimizde algılananları çalışabiliriz ve bizim dışımızda olan şeylerin her ise onların kurallarını bilmeyiz. Dışarıda genel bazı kurallar var veya bizim bilmediğimiz gerçekler. Eğer biz onu bilseydik, bir şekilde bu kural ile aramızda bir denge sağlamayı başarabilecektik ve sonrasında da farklı bir hayatı hak edecektik, “iyi” bir hayatı. Bu demektir ki, biz kendimizi bir varlık olarak sınırlanmış, birkaç on yıl yaşayıp ve sonra yok olan katı bir beden olarak hissetmezdik. Eğer bu genel kural ile eşitlenebilseydik, onun gibi yaşayabilseydik, onu kendi üzerimizde kabul etseydik o zaman sonrasında bedenimiz tamamen farklı bir şekilde işlerdi.

Benim size aktardığım, modern bilim adamlarının söylediği şey, hala Kabala’nın Bilgeliği değil. Bu bilim adamlarının vardıkları yer ve son zamanlarda bu konu ile ilgili oldukça fazla makale var. Bu onların son yirmi yıl boyunca vardıkları sonuç. Onlar bunu keşfettiler çünkü bilgi için olan arzu, maneviyat için olan arzudan önce gelir. O maneviyat için olan arzuyu getirir; insana aslında gerçekle ilgili bilgimizin ne kadar kısıtlı olduğunu kanıtlar. Biz dış gerçekliği bilmiyoruz, bizim dışımızda işleyen kanunları bilmiyoruz ve biz onları bilmediğimiz için onlar ile dengede olamayız. Ayrıca, biz geleceğimizi belirleyemeyiz ne de kaderimizi değiştirmek için bize ne olacağını bilemeyiz. Basitçe bizler kendi içimize kapandık ve her ne olacaksa – olacak. Felsefe değil veya bilim hiç değil, ne kadar gelişirsek gelişelim, bunların hiçbiri bize dış gerçekliği anlamada yardım etmeyecek. Ve şu anda olan şey bu, güncel bilimsel gelişmelerin son aşamasında. Bilim adamları Kabala’nın Bilgeliğini fark etmeye başladılar. Şu anda piyasada olan her türlü ve onların daha önceden her türlü yöntemlerle denedikleri Kabala’nın Bilgeliğini değil, ama bizim materyallerimizi, benim toplantılarımıza getirdiklerimi. Neredeyse anında ortak bir dil bulduk. Bilim aynı anlayışa oldukça çabuk ulaşıyorlar ki bu onların ihtiyaç duydukları şey ve bu gelişimin bir sonraki adımı çünkü bilim sadece kavranabilecek ve beş duyu ile çalışılabilecek şeyleri ele alır. Onlar beş duyunun dışına çıkmanın önemli olduğunu anladılar, ama bunu nasıl yapacaklarını bilmiyorlar.

Şubat 26, 2010 at 5:39 pm Yorum yapın

Ben ve Benim Dışımdaki Gerçeklik – Ders 2

  • Newton – Objektif bir gerçeklik var
  • Einstein – Gerçeğin algılanması gözlemcinin hızına bağlıdır
  • Gerçeklik benim kim olduğum ve benim dışımda olanın birleşmesinin sonucudur
  • Kabala – Benim dışımda hiçbir gerçek asla yok
  • Özelliklerimi değiştirmem ve farklı gerçekliği algılamam mümkün mü?

Binlerce yıl boyunca, Newton’un çağına kadar, bilim bir gerçeklik olduğu inancına bağlı olarak gelişti ve gerçekliği araştıran insan vardır. Ve öyleyse ben bu dünyada var olmadan, insanlığın mevcudiyeti olmadan, dünyada hiçbir hayat olmadan, gerçeğin kendi kendine var olabilmesi mümkündü. Biz olsak da olmasak da, objektif bir şekilde bir şeyler bizim dışımızda var olmakta. Zaman geçtikçe, ileri araştırmalar kanıtlandıkça bu önceki karar mutlak doğru değildi, keşfedildi, ancak, öyle ki bizim gerçek algımız bize bağlıdır. Einstein bu olguyu, gerçeği gören ve inceleyen kişi olan gözlemcinin hızına bağladığı kavramını Newton’un kanunlarına eklediği zaman ortaya çıkardı, açığa çıkarmaya başladı, yaklaşık ışık hızına yakın biz hızda hareket etmenin gerçeğin değişmesini sağladığını açığa çıkararak. Ne zaman ki bizim algımız değişir, biz değişiriz, her kim ki gerçekliği araştırıyorsa değişir. Burada Einstein’ın bilim dünyasında devrim yarattığı çok önemli bir nokta var. Kabalistik bakış açısından, gerçeğin göreceli olması iddiası dışında bu buluşta bir yenilik yoktu, bu gözlemlemeye ve gözlemcinin onunla olan ilişkisindeki noktaya bağlı değişikliğe göre olan yönteme bağlı. Bu demek oluyor ki benim anladığım resim bana bağlıdır ve benim dışımda var olmamaktadır, benim var olup olmadığıma bakılmaksızın.

Bu Einstein’ın 1920’den olan teorisi. Daha sonrasında, daha ileri araştırmalar sonrasında, bilim adamları gerçeğin sadece onunla ilişkili olan gözlemcinin hızına bağlı olmadığı sonuncuna vardılar, ama öyle ki gerçeklik özneldir – tamamen gözlemcinin onu algılama kapsamına göre var olur. Ve o zaman benim içimde oluşan resim benim ne olduğum ve benim dışımda ne olduğunun bir ortalamasıdır, öyleyse benim algıladığım her şeyi, kendi özelliklerim ile algılıyorum. Eğer benim özelliklerim değişirse – resim de değişir. Aslında olan şey budur, tıpkı hayvanlarda gözlemeyebildiğimiz gibi, öyle ki onlar doğada bedenen bize yakın oldukları halde hala gerçeği farklı algılıyor ve farklı görüyorlar. Eğer bizler farklı şekilde oluşsaydık, beş yerine on veya yirmi tane duyu ile eğer başka duyularımız olsaydı ya da gerçeği farklı bir kavrama ile anlıyor olsaydık, o zaman elbette ki gerçeğe ait sahip olduğumuz resim farklı olurdu. Gerçeği görme veya duyma dışında farklı duyular ile algılasaydık, başka bir şey kavrardık. Peki, ne kavrardık? Diğer niteliklerimize bağlı olarak bize göre kolaylıkla görünen her ne olurdu?

Öyleyse Newton’a göre, ben var olsam da olmasam da gerçek benim dışımda vardır. Einstein’a göre ise gerçek benim dışımda vardır, ama ben onu hızıma bağlı olarak algılarım. Ve burada gerçeğin benim dışımda olan ve benim bir kombinasyonum olduğu iddiasına yaklaşılıyor, oluşturulan resim dış ve iç niteliklerin bir ortalaması. Kabala’nın Bilgeliği dördüncü bir yaklaşım getiriyor, benim dışımda hiçbir şeyin var olmadığı iddiası. Benim dışımda var olan tek şey bizim söylediğimiz şekli ile ‘’Üst Işık’’, tek, eşsiz bir güç ki bu hiçbir şeyi kapsamıyor ve ben ondan her ne algılıyorsam, kendi özelliklerime bağlı olarak kavrıyorum – eğer ben özelliklerimi değiştirirsem farklı bir gerçeklik algılayacağım. Bu demek oluyor ki gerçek sadece benim iç özelliklerimin bir yeniden oluşturması. Biz bugün bunu çoktan bu sonuca ulaşmış olan bilim adamları ile tartıştığımız zaman, onlar bunun gerçekten bir sonraki adım olduğunu fark ediyorlar.

Ama bilim adamlarının hala bir sorusu var – eğer bu benim özelliklerime bağlı ise, o zaman ben bu özelliklerim ile ne yapabilirim? Ben bu şekilde doğduğuma göre, mikroskoplar, teleskoplar, her çeşit aleti kullanarak hislerimi genişletemez miyim? Hayır. Onunla ben özelliklerimi değiştiremem; ben dış hiçbir şey çalışmıyorum. Biz dışarıda ne olduğunu bilmek istiyoruz ve söylediğim gibi o yok. Ama dışarıda bir şeyler mevcut, bana baskı uyguluyor. Eğer biz onunla eşitlenmiş olsaydık, ben dış gerçeklik gibi eşit özelliklere ulaşırdım, bedenden tamamen çıkardım. Beş duyu ile daha fazla sınırlanmayan bir şey hissederdim, hayatın ve ölümün ötesinde, zamanın, alanı ve mekânın ötesinde bir şey. Adlandırıldığı şekli ile “biyolojik insan” olmaktan tamamen çıkardım ve diğer duyuların var olduğu bir seviyede var olurdum, başka algıların ve başka duyumların var olduğu. Bilim adamları bunu kabul ediyor ve bununla hem fikirler, ama bunun mantıksal olarak nasıl mümkün olduğunu bilmiyorlar. Kavram tıpkı gönüllülük ve onu alma arzusu gibi çoktan var olmuş durumda.

Kabala’nın Bilgeliğine göre bizim duyularımızda hiçbir değişiklik yapmaya ihtiyacımız yok. Onları hayvani yani sadece oldukları şekli ile bırakabiliriz. Kabalalistler bundan binlerce yıl önce zaten yazdılar ki bu tür bir anlama ile bu dünyadaki var oluşumuzu geliştiremeyeceğiz. Duyularımızı genişletmek, duyularımız hakkında daha çok detay bilmek, onların dışarıyı nasıl algıladığı, bize var oluşumuzda yardım etmeyecek çünkü biz sadece kendimiz hakkında öğreniyoruz, içte nasıl olduğumuz hakkında. Bize bunu ne verecek? Kendimiz ile dışarıda olan şey arasında güçlerin bir dengesini kurmaya yakınlaşmıyoruz. Bizim dışımızda olanın genel gücü ile içimizde olanın bizim üzerimizde hareket etme şekli arasındaki fark, sürekli olarak bize baskı uyguluyor ve içimizde bir acı çekme hissi uyandırıyor.

Ve öyleyse bizim dışımızda olan gerçekliğin bu genel kanunun, “sonsuz saran ışık” adı verilen kural bize baskı uyguluyor. Bu beş açıklığı kullanmak bir sorun değil, ama amaç farklı – öyle ki bizim onunla eşitlenmemiz. Her hücre, bu dünyada var olan her biçim sadece onun çevresi ile dengede olma koşuluna bağlı olarak var oluyor. Bu toplumun her seviyesinde geçerli, aile, madde özellikleri, sıcak ve soğuk, her ne olursa – durum bu.

Kabala’nın Bilgeliği şunu söylüyor: Eğer kusursuz var oluşa ulaşmak istiyorsak, tek yapmamız gereken bu kuralı kopyalamak, dışarıda var olan bu nitelik, “sonsuz ışık”, bizim üzerimizde, içimizde, öyleyse bu gerçekten bizim kuralımız haline gelecek – öyle ki iç ve dış kanunlar eşit olacak. Sonrasında biz biyolojik hayatlarımız ile sınırlanmayacağız, bu beden ve onun beş duyusu ile. Duyular var – biz yaşıyoruz, duyular yok – biz bilmiyoruz, tıpkı ölmüşüz gibi, farklı bir var oluşa gitmiş. Şimdi yapabiliriz, yaşamımızda, algımızdan çıkar ve dışarıda olduğu gibi gerçeği kavrarız. Genişlemeye göre gelişiriz, içteki alma arzusu daha büyür, Behinat Şoreş’den Alef, Bet, Gimel, Dalet’e, bu genel kuralla çelişkili olarak daha çok olmak için gelişiriz. Şoreş, Alef veya Bet’in işlenmemişliğinde biz hala ona çok zıt değiliz. Ama Gimel veya Dalet’in işlenmemişliğinde tıpkı bizim zamanımızdaki gibi, daha çok ve daha çok ıstırap deneyimlemeye başlarız ve bütün dünya çile içindeymiş gibi gelir, yönünü şaşırmada, her seviyede yön kaybetmede; ekonomi, eğitim, her ne olursa. Artık aileler yok; insanlar uyuşturucuya kaçmak istiyor ve benzeri avuntulara. Neden? Çünkü biz Dalet’in işlenmemişlik seviyesindeyiz ki bu gelişimin çok yüksek bir seviyesidir ve saran ışık ile büyük bir çelişme içindedir.

Ortaya çıkan şu ki gelişimin kendisi bizi bu duruma getirmiştir, kendimizi dönüştürmeye başlama ihtiyacı duyduğumuz duruma, gerçeğin bizim iç algımız ile bağlı olmadığı, ama dış gerçeklik ile bağlı olduğu. Yakın zamanda bilim adamları ile bir toplantıdaydım, aralarından bazıları Nobel ödülü almış kişiler ve basın ile tartışmalarımız ve röportajlarımız oldu. Onların çizdikleri grafikler bizimkilere benziyor ve onların söylediklerine göre yaklaşık olarak 1995’den beri bilimin daha fazla gelişemeyeceği bir duruma gelmeye başladık, o artık bize homeostatisde olmamıza, çevremiz ile dengede olmamıza daha fazla yardım edemiyor.

Ve böylece, Zohar’da ve diğer Kabalistik kitaplarda yazdığı gibi, Kabala’nın Bilgeliği için duyulan ihtiyaç artıyor, Kabala’nın insan ırkının ortak, esas bilimi haline gelmek zorunda olduğu anlayışı. Bunun nedeni insanlığın bütün diğer yöntemlerden yorulmuş olması ve ortak kanunu bilmenin önemini anlamaya erişmeleri. Bu genel kural, Einstein’ın açığa çıkarmayı umduğu, bizim içinde var olduğumuz bu genel alan, bütün maddelerin tıpkı iri parçaların güçlerin ağında tabakalandığı gibi yerleştiği yerde, sadece “Yaratan” adı verilen bir kural var veya yaratılan varlıklara ihsan etme kuralı. Bu kural bize onunla daha fazla uyum içinde olduğumuz bir duruma ilerletmek için baskı uyguluyor.

Bu olgu bilim adamlarına ileri sürüldüğü zaman – dördüncü teoriye göre hareket etme ihtiyacı hakkındaki – onlar bunu anladı. Onlar insanın değişmeye ihtiyacı olduğunu anladı çünkü tarafsız bir gerçeklik yok, gerçek bizim niteliklerimize bağlı olarak algılanıyor ve eğer biz nitelikleri bu tek genel kurala göre değiştirecek olursak tamamen farklı bir şeyi açığa çıkaracağız. Biz şu anda onlarla çok gelişmiş bir durumdayız, ortak kitaplar yazmaya başlıyoruz ve beraber araştırmalar yapmaya, gerçeğin tümlev bir araştırması. Bu ilerleme öyle ki şu anda entegral bilim için uluslararası bir ekip var ki bu bütün bilimleri Kabala’nın Bilgeliği ile bütünleştirecek. Umuyorum ki ileriki birkaç ay içerisinde bunu görme erdemine erişeceğiz veya bir iki yıl içerisinde, Kabala’nın Bilgeliğindeki gerçeğin nasıl oluştuğu hakkında insanlığa gerçek bir cevap sağlayan büyük gelişme fark edilecek. Ve bu cevap, gerçeğin sadece bir resim ve bizim özelliklerimizin bir yansıması olduğu. Onu biz inşa ediyoruz ve çevrede bana ne mevcut gözüküyorsa benim duyularım yüzünden öyle gözüküyor. Eğer ben genel kurala göre duyularımı değiştirebilseydim, benim dışımda olan özelliklere göre, o zaman tamamen farklı bir gerçeklik görürdüm, yaşamak, üstesinden gelmek ve var olmak için bütünüyle yeni yetenekler edinirdim. Bu sadece duvarlardan geçmek veya onun gibi başka saçmalıklar olmazdı, ama tamamen zamanın, mekânın, hareketin, yaşamın, ölümün, vb. ötesinde bir duyum içinde yaşamak olurdu.

Bunu ilk defa duyan biri için bu gerçekdışı gibi gelebilir, aynı rüya görmek gibi. Ama bu tamamen bilimsel, pratik bir yaklaşım.

Baal HaSulam makalesinin sonunda yazar, “Kabala’nın Bilgeliği ve Felsefe” öyle ki “bu nedenle, İsrail için materyalistik psikojinin keşfi gibi bir zafer asla olmamıştır ve teolojik felsefe üzerine son bir darbe atması kadar. Ve o zamandan beri, her kim Yaratan için hasret çekiyorsa.’’ (demek istenen her kim bu dış gerçekliği bilme arzusu duyuyorsa).” Kabala’ya onun hak edilmiş onur makamına dönmek zorundadır –  onun özgün sahibi olan şerefe dönmelidir. Anlamı ise entegral bir yol ile bütün diğer bilgeliklerin üzerinde olan Kabala’nın Bilgelinin yeridir, böylece onlar onun içine dâhil olabilecekler. Diğer bütün bilgelikler sadece bizim içselliğimiz ile ilgilenirken, görüşümüzü, duyuşumuzu ve duyularımızı geliştirmek ile Kabala’nın Bilgeliğinin bizim dışımızda olan bir gerçeği bizim için açtığını bilmek önemlidir ve sonrasında bizim üzerimizde etkisi olan bütün kuralları bilebiliriz.

Genişlemek için biz bu genel kural ile eşitlenmeye başlarız, bizim dışımızda ne olduğu ile birlikte kendimizin parçalarını tanımlamaya, bu kuralı doğrultmaya başlarız ve onun bizim üzerimize davrandığı yolu. Bu şekilde, günlük varlığımızı kontrol etmeye başlarız, aynı bütün gerçeği olduğu gibi, bütün var oluşu ve evreni. Bu aslında çok eski filozofların anlamadığı şeydir ve işte bu nedenden dolayı felsefe yolu ile düşünmüşlerdir, iç aklı çalışma yoluyla, dış değil, onlar gerçeği kontrol etmeyi başarabilirlerdi.

Burada eklemek istediğim bir şey var, öyle ki tarih boyunca olanlar felsefenin birkaç yüzyıl önce bittiği yerdedir, o materyalistik psikolojiyi geliştirmeye başlamıştır, bizim niteliklerimiz ile ilgili bilim anlamında, duyularımız hakkında ve duyularımız üzerinden dünyamızı nasıl kavradığımız hakkında. İşte bu nedenle bugün sınırlı olduğumuzu görebildiğimiz bir duruma eriştik. Biz sadece kendi içimizde olan şeyleri algılarız ve bundan çıkmak, kendimizden çıkmak için, Kabala’nın Bilgeliğine ihtiyacımız var.

Şubat 26, 2010 at 5:37 pm Yorum yapın

Biliminsanları Kabala’yı Keşfediyor – Ders 3

  • Genel kural ile uyum dereceleri
  • Gelişimin doğru yolu
  • Peygamberler neyi tamamlamayı başaramadı?
  • Kendimi nasıl tanıyabilirim?

Daha fazla ne eklenebilir? Bu kuralı anladığımız gibi, biz oldukça aşamalı olarak onunla eşitlenmeye başlarız. Bu bizim onunla eşitlendiğimiz aşamalı yol ise Dünyalar adını alır; Asiya dünyası, Yetzira dünyası, Beria dünyası, Atzilut dünyası vb. ta ki biz bütün kural ile eşitlenene kadar ki buna Ein Sof (Sonsuzluk) dünyası denir. Dış gerçekliği kavramada 125 aşama vardır. Biz kendi formumuzu eşitler ve kendimizden çıktığımız uzantıda bu kural ile tanımlarız ve büyümeye göre kendimiz için hareket edebilecek duruma geliriz ve bu kural ile aynı şekilde hissederiz, anlamı – hiç bir kategoride sınırlanmamak, hiç bir yönde.

Bu aslında gerçekliğin amacıdır, herkesin ve bütün gerçekliğin ulaşmak zorunda olduğu. Bizler aslında bu sürecin başında değiliz, biz son gerçekliği anlamaya ve onunla eşitlenmeye başlıyoruz. İşte bu nedenden dolayı bu çok zor bir zaman, çünkü gerçekliğin genel kuralı öyle bir şekilde hareket ediyor ki bizi onu bilmeye ve onunla eşitlenmeye zorluyor. Bu takip eden her nesil için daha kolay hale gelecek çünkü bizler bu süreci başlatan ilk kişileriz. Bunu bütün dünya genelinde bizim sınıflarımıza ulaşan insanlarda görebiliriz, her geçen yıl anlamanın daha kolay olduğunu, insanlar bunları kendi kendilerine anlamaya başladılar, kabul etmeye ve gerçeğin bu olduğunu görmeye. Bunu sıradan bir insan bile, zamanında Grek filozoflarının kavrayamadığını, kavrayabilir ve kabul edebilir.

Şimdi, ben ne zaman bundan otuz, otuz beş yıl önce Rusya’da olduğum sırada beraber çalıştığım bir bilim adamı ile karşılaşsam, onları hatırladığımdan çok daha farklı buluyorum, öyle bir şekilde ki bunu onlardan ummazdım. Biz şimdi Amerika’yı dolaşmak üzereyiz ve orada bilim adamları ile görüşmelerimiz olacak. Ben bizim onlara gerçekten götürdüğümüz şeyleri içtenlikle karşılayacaklarını umuyorum; öyle insanlardan davetler alıyoruz ki onların hiç bir zaman kuru bilim yolu dışında bir yol ile düşüneceklerini beklemezdim.

Bu aslında benim hakkında konuşmak istediğim fikir – bilimsel yaklaşım, hepsinin içinde nasıl algılanacağı, Kabalistik yaklaşımın tersi olarak ki bu dışarıda ne olduğunun görüntüsünü sağlar.

Soru: Kabala ilmi kim için tasarlanmıştır?

Ben bilim hakkında konuştuğum zaman onu İsrail ile ilişkilendirmiyorum, bu bütün insan ırkına ait. Biz gerçek algımızı değiştirerek basit şekilde ortak üst güç ile dengeye doğru hareket ediyoruz. Bunu yaparak, kendi üzerimizde baskı ve acı çekmek yerine daha yararlı, daha rahat bir gelişme çiziyoruz. Eğer bu fırsatı daha önce kullanmış olsaydık öyle ki insanlık Greklerin zamanında para, onur, bilgi ve maneviyat dışında her şey üzerine olan arzular ile konu dışına çıkmadan yapsaydık, o zaman tamamen farklı bir şekilde gelişmiş olurduk, bu öyle bir yol ki peygamberler bize bunu getirmeye niyet etmişler ama başarılı olamamışlardır. Baal HaSulam’ın yazdığı budur ki filozoflar ile peygamberler arasında büyük bir bağ vardır, ancak bu bağ sonuç getirmede başarılı olamamıştır. Biz şu anda hemen hemen o yere dönmekteyiz, bilim 3000 yıldan fazla geliştikten sonra, hayal kırıklığı getirdikten ve anlama gelişimin dış gücü tanımaya doğru gelişmek zorundadır ve bizim çalıştığımız iç deneyimlere değil.

Soru: Çalışan birinin genel kuralı kavramak için ne kadar zamana ihtiyacı vardır?

Bunun ne kadar zaman alacağını bilmiyoruz, ama bu önemli değil, çünkü biz yolumuzda doğru yönde çalışmaya başlar başlamaz, bizim ile genel güç arasındaki dengeyi kurmaya doğru olan, en kısa zamanda yararlı sonuçları deneyimlemeye başlarız. Şüphesiz, ben bunu şimdiden görebiliyorum, belki diğerlerinden daha fazla; dönüşüm şimdiden oluşmaya başladı. Dünyada önemli bir yanıtlama var, tamamen uzak olanlardan bile ve hatta bu bilgelikten habersiz olanlardan bile. Biz anti-semitizm’de veya benzer ifadelerde pozitif hiçbir şey görmüyoruz, onların olumsuz olduğunu düşünüyoruz, şu anki zamanda onlar bize korkunç gözüküyor, ama bu aynı zamanda oluşan değişimin bir parçası. Şimdi bu konuyu oturtmanın zamanı değil, ama biz mutlaka ki kısa sürede bunu göreceğiz.

Soru: Araştırmanın sonucu kişinin doğasına mı bağlı?

Evet. Ve bunu sadece ben söylemiyorum; bilim iddia ediyor ki araştırmanın sonuçları tamamen çalışmayı yapan kişiye bağlıdır.

Soru: Öyleyse bu demek oluyor ki onlar Kabala çalışmaya ve özelliklerini değiştirmeye ihtiyaç duyacaklar?

Onlar Kabala çalışmak istiyor. Biz şimdi Moskova’da bir enstitü inşa ediyoruz, tıpkı çalışmanın diğer alanlarındaki diğer bütün enstitüler gibi, bu Bilimler Akademisi denetimi altında işleyecek, “Entegral Enstitü” adı ile burada bilim adamları ve bölüm başkanları bütün bilimler ve Kabala’nın Bilgeliği arasında bir bağlantı teşkil etmek için temsilciler olarak hizmet verecekler. Bu zaten başlamış durumda; ben bundan iki hafta önce oradaydım ve enstitü tesis edilmişti ve şimdi umutla çalışma tamamlanıyor, üstelik Amerika’da da bir yıl içinde bu tamamlanacak. Bu bilim adamları Kabala ilminin önemini fark ettiler ve bütün öğretmenlere bunu aktarmayı kabul ettiler. Rusya’da öğretmenlerin profesyonel eğitimi için ulusal bir enstitü var ve o şimdi Kabala’nın Bilgeliği hakkında zorunlu bir ders içerecek. Bu yüzbinlerce insanı tabi kılacak.

Soru: Bilim adamları değişim isteği ile nasıl başa çıkıyor, daha önce hiç var olmamış bir istek ile?

Eskiden bilim adamının kim olduğu önemli değildi, karakterinin ne olduğu veya niteliklerinin ne olduğu. Biz bilim adamlarının ne kadar kibirli olduğunu biliriz, saygı ve egemenliği ne kadar çok talep ettiklerini. Hatta bilim adamlarının oldukça büyük miktarda enerji ve isteme gücünün olduğu apaçık ortadadır. Ben onları iyi biliyorum. Onlar her şeye hazırlar; hiçbir rahatsızlığı umursamazlar, bazen kendi hayatlarındakini bile. Bu insanlar kendi fikirlerine oldukça adanmışlardır. Onlar çalışmaları aracılığı ile şimdiye kadar öğrendikleri her şeyin bir yalan olduğunu fark ettiler, çünkü bilimsel sonuçlar onu çalışan kişiye bağlıdır ve çalışan kişinin nitelikleri değişkendir ve bu nedenle binlerce yıl boyunca bilimsel araştırmalardan çizilen bütün sonuçlar gerçek, sağlam bir yapı değil. İşte bu nedenle onlar basitçe dinlemek istiyorlar, daha ileri doğru gitmeye hazırlar, başka seçenekleri yok.

Ve bu yüzden onların soruları şu: eğer ben şimdi gerçeği çalışıyorsam ve ilk olarak kendi özelliklerimi çalışmam gerekiyorsa, kendimi nasıl tanıyabilirim? Ben neyi kapsıyorum? Araştırmayı nasıl yaparım? Böyle bir insan şimdiden kalpteki noktadan konuşmaya başlamıştır, On Sefirot’dan ve Direk Işık ve Yansıyan Işık kavramlarından. Onlar bunu kavrıyor çünkü Kabala’nın Bilgeliği olağan bilimlerde var olan güçleri de ele alıyor, tıpkı Reşimot gibi, direnmenin gücü, alma arzusu gibi. Örneğin, ben onlara “Açılış” kursunu öğrettiğim zaman, (konuşma formatında, 600 sayfalık bir kitap ki bu kitap benim açıklamalarım doğrultusunda Rusça olarak basılmıştır), şimdi onlar bunu düzenli olarak çalışmayı adet edindiler. Zaman geçtikçe onlarla uzun zaman periyodları halinde konuşmaktan yoruldum. Bir seferde beş altı saat oturup materyele konsantre oluyorlardı. Bu farklı bir insan tipi. Onlar bu materyali oldukça ciddi bir şekilde kavrıyor çünkü sonuca kendi kendilerine ulaştılar, öyle ki eğer bir insan özelliklerini dış doğaya göre değiştirirse o kişi dış olan şeyleri çalışmaya başlar. Bu Newton’un istediği şeydi, tıpkı diğer bilim adamları gibi, esasında çalıştıklarının bu olduğunu düşündükleri şey. Ve şimdi sonuca ulaştılar ki bu sadece araştırmacı aynı zamanda sisteminde dışına çıktığı zaman mümkündür. Buna ulaşmak için olan yöntem Kabala. Size dünyanın meşhur bilim adamları tarafından yazılmış binlerce makale gösterebilirim, Nobel ödüllülerden, gerçeği ve onun algısını tartışan, araştırmayı ve kaderi, bizim gerçek ile olan ilişkimizi. Siz muhtemelen bu makaleleri benim veya bizim gruptan birinin yazdığını düşüneceksiniz. Bunları internet sitemize koyduk, “Bilim ve Kabala” adlı bölüme.

Şubat 26, 2010 at 5:35 pm Yorum yapın

Araştırmanın Kapsamı – Ders 4

  • Bilgiden maneviyata geçiş
  • Yeni yaklaşımı işlemek için zaman gerekli
  • Dıştaki yerine içtekini çalışmak
  • Bizim dışımızda olan güç ile bağlanmak

Soru: Eğer bilim adamlarının içindeki maneviyat için olan arzu henüz gelişmediyse, onlar neden Kabala’nın Bilgeliğini çalışmak istesinler?

Onlar Kabala’ya kendi çalışmaları ile ulaşıyorlar, gerçeğin araştırmasına devam etmek ve var olduğumuz dünya hakkında gerçeği bilmek için bunu gördükleri zaman, onlar kendilerinin dışına çıkmak zorundalar, böylece bedenleri ve özellikleri tarafsız çalışmayı önlemez. Bu onların çoktan fark ettikleri bir şey. Bu noktadan ileri doğru, onlar bizim yöntemimizi kabul etmek istiyor. Şöyle diyorlar: “Sizin yönteminiz bedenden çıkmaya yardım ediyor mu, beş duyudan çıkmaya, onların üzerine çıkmaya? Lütfen bana yöntemi verin.”

Bu, elbette ki, akli bir yaklaşım, bilgi için bir arzu; onlar hala işlenmemişliğin üçüncü seviyesindeler, Gimel de Aviut, daha dördüncü seviyede değiller, Dalet, ama bu zaten bir giriş noktası. Ama Gimel de Aviut’dan itibaren onlar bunu hissetmeye başlıyor. Ben onlara ne açıklıyorum? Onlara basitçe, çalışmanın, kendisinin insanın dışında olan konunun farkındalığını onlara getireceğini söylüyorum. Bu gerçekten böyle. Çalışmanın yardımı ile biz yavaşça kendimizin dışında olan var olan bu resmi yakınımıza getirmeye başlarız, onu hissetmeye ve onun içine girmeye; işte bu şekilde olur. Ve onlar bu yaklaşımı anlıyorlar, çünkü onlara olanda bu şekilde oluyor.

Altı yedi ay boyunca üniversitede izafiyet teorisini çalıştığımızı hatırlıyorum. Bu oldukça eşsiz ve güçlü bir dersti. Bu kavrama alışana kadar hepimizin kafası karışmıştı. Sonunda gerçeğe farklı bir bakış açısına geçtik. Aynısı atomdan küçük fizik ile ilgili çalışmalarda da olur. Zaman ve mekân kavramı, zaman ve mekân arasında bir çelişme olduğundan beri daha fazla uygulanmıyor. Hızımızda ve hayatımızda alışkın olduğumuz algılar artık uygun değil. Ve bu durumda da olduğu gibi, ne zaman kişi çalışırsa, biraz “şaşırmış” duruma gelir, kişi bir gerçekliği algılamayı durdurur ve başka bir tanesini algılamaya başlar ve iki algı kişinin içinde dengeye gelene kadar, kişi biraz şaşkınlık deneyimler. Biz böyle bir fenomeni Kabala’nın Bilgeliğini çalışan insanlarda da olduğunu biliyoruz, çalışmanın ilk birkaç ayında ya da hatta bir veya iki yılında; ta ki materyale girip onu kavrayıp ona alışana kadar, kişilerin kafası biraz karışabilir. Bilim adamları da buna alışıktırlar çünkü bu her bilimde, ne zaman normal günlük yaşamın üzerinde prensipler tartışılırsa, olur.

Ben bizim algılarımıza bu kadar yakın insanlar ile tanışmayı beklemiyordum, öyle insanlar ki bizim yaklaşımımızı tamamen doğal ve kavranabilir şekilde anlasınlar ve onu kabul etmeyi istesinler. Sordukları tek şey: Binlerce yıl boyunca nerdeydin? Sonra geçmişi araştırmaya başladılar, aynı Baal HaSulam’ın “Kabala’nın Bilgeliği ve Felsefe” adlı makalesinde yazdığı gibi ve birkaç yerde daha. Bilim adamları gerçekten bir kavşak olduğunu keşfettiler, öyle bir kavşak ki iç çalışmalar yerine insanlığın bilgelik (Kabala’nın Bilgeliği) adı verilen dış araştırmanın yolunda gelişme fırsatının olduğu, bu iç çalışmalar sonuç olarak felsefeyi engelledi ve ondan da bütün bilimleri, fizik, kimya, vb.

Günümüzde bu alanlarda bir hayli gelişme var. Çok sayıda makale hala yazılıyor ve biz mutlaka birçok ortak çalışma gerçekleştireceğiz. Bir lisan geliştireceğiz ve bir yaklaşım böylece bu modern bilimsel yaklaşımı daha geniş dinleyiciler ile tartışıp onlara açıklama fırsatına sahip olacağız. Ben olacak şeyin bu olduğunu umuyorum. Bizim için bu tüm yöntembilimi anlata bilecek duruma gelene ve anlayış bizim içimizde yerleşene kadar bu zaman alacak.

Soru: Biz nasıl ilerleyeceğiz? Yeni temelleri kim kuracak? Doğru yolda olduğumuzu biz nasıl bileceğiz? Ne hakkında farklı düşüncelerde olacağız?

Haklısın, soru doğru. Tıpkı şöyle diyen bir bilim adamı gibi konuşuyorsun: “Tamam, öyleyse ben doğru şekilde gelişmediğimizi buldum, öyle ki ben sadece kendimi ve kendi algıladığım yolu çalıştım. Öyleyse dışarıdan bazı titreşimlere, ben sadece kendi kulak zarımın doğrultusunda tepki verdim veya onun tepkimelerinin beynimde nasıl bazı farklı yanıtlar oluşturduğuna bağlı olarak, ya da benim nasıl onu başka birinin sesi ya da sadece biraz gürültü olduğunu tanımladığıma. Bu demektir ki bilim ile ben sadece kendimi içeriden çalışabilirdim.”

Başka şekilde anlatmak gerekirse, sen aslında şunu soruyorsun: “Şimdi ben sorunu keşfettim, kendi dışımda bir şeyi açığa çıkarabilmek için nasıl gitmeliyim? Açığa çıkardığım şeyin doğru olup olmadığını nasıl bilebilirim? Doğru şekilde gelişip gelişmediğimi nasıl bilebilirim, araştırmamın doğru yönde hareket edip etmediğini?” Bunun için bilim var. Sen ne yapacağını bilmeyen bir bilim adamı olarak soruyorsun. Ve gerçekten, bu çıkmaz son hakkında birçok makale yazılmıştır ki biz bilimin bütün dallarında buradayız, matematik de bile ki bu ilginçtir çünkü matematik bir bilim değildir, bir lisandır. Bunun meydana gelmesi hayret edici değil. Bu aynı Zohar’da yazan şey, bunun 1995 civarında olacağı ifade edilmiştir. Kişi bunun onların yazdığı şey olduğunu görebilir ve olan şeyde bu. Ama sonra ne var? Şimdi ben onlara geliyorum ve söylüyorum “Bakın, bunların hepsi hazır ve kullanılabilir durumda, her şey önceden hazırlandı.” On Sefirot’un Çalışması adı verilen bir kitap var, bu tamamen akademik formatta yazılmıştır, bilimsel modeller kullanılarak, sorulara ve cevaplara dayanarak. İç yansıma adında bir bölüm içerir, bu bölüm gerçekliğin bütün kısımları arasındaki ilişkiyi açıklar, senin ile O’nun arasındaki. Bunun anlamı kişinin “inanmak” zorunda olduğu hiçbir şey yoktur. Hiç kimse kendisini sınırlamamalıdır, ya da hiçbir temel prensip veya bilimsel hareket gerçekleştirmemelidir; bu kullanıma hazır bir bilimdir. O zaman kişi sonra ne yapmalıdır? Bilimi kullanarak soruşturmaya başladığın zaman ki bu şu anda sizin önünüzde, sonrasında sonuçları görürsünüz, onun işe yaradığını görürsünüz, tıpkı yaptığınız diğer şey gibi. Onun içine girdikçe onu kendimizde daha çok görürüz, o bizim üzerimizde daha çok çalışır. Biz bu çalışmaları içimizde hissederiz, onunla ne kadar eşitlenip eşitlenmediğimizi, bizim dışımızda olan güç ile sahip olduğumuz ilişkiyi, onun bizimle ne yapması gerektiğini ve bizim onun üzerinde ne ihsan etmemiz gerektiğini ve bunun gibi. Biz şimdiden bu güç aramızdaki dengeyi öğrenmeye başladık ve kendi içimizden dışarıdaki var oluşa çıkmak için kullanacağımız yüz yirmibeş adım boyunca daha yüksek seviyelere nasıl yükseleceğimizi. Bu şekilde davranan bir insan öğrenir ve dış var oluşun hissini elde ettiğini hissetmeye başlar; beden dışında, herşey hazır.

Kabala’nın Bilgeliği bilimin ötesinde hiçbir şeyi kapsamaz; farklı olan tek şey yaklaşım. Bu kişinin içerisinden değil ama kişinin dışarıda olan şey ile olan bağlantısından. Biz bilim ile sürekli kendi içimizde nasıl daha çok alacağımızı çalıştık. Burada, diğer bir taraftan, bizim dışımızda konumlanmış bir güç ile nasıl iletişim kuracağımızı öğreniyoruz.

Bilim adamları ile olan konuşmalarımda onlardan Kabala’nın Bilgeliği hakkında hiçbir eleştiri duymadım. Onlar bunun herhangi bir şeyden eksik olduğunu söylemediler. Onlar tamamen heyecanlandılar, bunun gelişiminde ben şimdi düzenli olarak Rusya’ya seminerler vermeye gidiyorum ve böylece ayda iki veya üç gün boyunca orada dersler veriyorum. Bunun Amerika’da da tamamlamayı umuyorum. Her seminerden sonra onlar makaleler yazmak ve materyalin üzerinden kendi kendilerine geçmek için zaman ayırıyorlar ve bunu yaparak da ortak bir çalışma yöntemi arıyorlar ki buna hazırlar…

Soru: Kabala’nın Bilgeliği, bilimin yeni buluşlar ile gelmesine sebep olacak mı?

Hayır. Bilimin Kabala’nın Bilgeliği ile olan beraber gelişimi uzay gemileri veya onun gibi şeyler hakkında değil. Bu bedenler veya yığın kümeleri hakkında değil, herhangi bir katı, sızı, gaz veya plazma maddesi hakkında değil, ya da beş duyumuz ile hissettiğimiz herhangi bir şey. Bu beş duyu ile kavranamayacak olan tamamen farklı bir boyut hakkında. Biz madde içinde kaplanmış güçler hakkında tartışmıyoruz; biz madde içinde kapsanmamış güçler hakkında tartışıyoruz, “maneviyat” adı altında. Güç de bir maddedir, Baal HaSulam’ın ‘’Kabala’nın Bilgeliğinin Özü’’nde yazdığı gibi, ama bu madde bizim beş duyumuz ile algılanmaz ve bundan dolayı biz ‘’ruh’’ adı verilen ek bir duyuda gelişme ihtiyacındayız. Beş duyuya ek olarak, kendi dışımızda olanla iletişim kurmamızı sağlayacak başka bir duyu geliştirmek zorundayız. Biz ‘’kalpteki nokta’’dan on orjinal Sefirot’u geliştirmeliyiz, ki bununla genel üst güç ile bağlanacağız, bu üst güç bütün gerçekliği harekete geçirir ve yönetir.

Soru: “On Sefirot Çalışması” nasıl genel kural ile ilişkili?

“On Sefirot Çalışması” gerçekten tartıştığı her şey, bu genel kuralın bizim üzerimizde nasıl hareket ettiğidir.

Soru: Genel kuralı kavramak için onu araştırmak nasıl mümkün oluyor?

Bizim araştıracağımız hiçbir şey yok. Biz içerideyiz ve bizim çevremizde de bu kural var, ki bu kural “Olamot” (dünyalar) adı verilen bir hareket ile bizim üzerimizde ilişki kuruyor, Heelem (gizlenmek) sözcüğünden elde edilmiştir. Öyleyse biz genel kuralın bu gizlenmelerinin sırasını çalışıyoruz, yavaş yavaş kendimizi nasıl daha çok adapte edebileceğimizi öğreniyoruz, anlamı bu dünyaları nasıl yaratabileceğimizdir, onların üzerine nasıl yükselebileceğimiz ve böyle bir yolla tüm gerçekliği (bu kuralı) kavramayı, böylece o bizim içimizde bulunmaya başlayacak. Beş duyumuzdan daha çok çıkıp, dış gerçekliği daha çok kavradıkça, sonsuzluğu daha çok hissederiz, bütünlüğü ve kontrolü. Ama bu sadece bizim bu kural ile eşitliğimize bağlı olarak gerçekleşir. Bu kural iyi ve yardımseverdir, insanlık için yararlıdır ve bu nedenle bizler kendimizi bu kural doğrultusunda geliştirmek zorundayız.

Soru: Bilim bütün insanlığı bu kurala doğru ilerletecek mi?

Akademik bilim iç değişim için bir yöntem haline gelecek; aksi takdirde dış gerçekliği çalışmak gerçekten imkânsız. Ben genelde bir örnek veririm, bu aynı bir radyo alıcısı gibidir ki radyo alıcısı belirli bir dalgayı alır, belirli bir frekansı, aynı frekansı kendi içinde üretme özelliğine bağlı olarak. Radyonun iç frekans üreten bir devresi var ve eğer bu iç frekans dış frekansa eşit olursa sonrasında o bunu alır. Biz de aynı şekildeyiz. Eğer dışarıdan bir şey almak istiyorsak kendi içimizde dışarıdaki ile aynı niteliği üretmek zorundayız. Bir kişinin içinde algıladığı büyüklükteki bu niteliğe “dünyaların seviyeleri” denir. Dolayısıyla, kişi dış gerçekliği algılar ve görüşünü, algısını ve kontrolünü genişletir.

Şubat 26, 2010 at 5:34 pm Yorum yapın

Daha İyi Bir Hayata İlerlemek – Ders 5

  • Üst gücün üzerimizdeki hareketi
  • Kabala’nın Bilgeliği herkes için tasarlanmıştır
  • Biz bu gücü kendi ellerimize alıyoruz
  • Maddenin üzerine yükselmek
  • Hayat bize sadece dengeye erişebilmek için verilmiştir

Soru: Biz bilim adamı değiliz ve Kabala’ya bilgi veya bilim aracılığı ile ulaşmadık.

Öyleyse sen şunu söylüyorsun: Bilim adamları Kabala’nın Bilgeliğine araştırmalar sonucunda ulaşıyorlar, acı sonucunda değil, bu sadece merak. Onlar dünyayı çalışmak istediler ve birden bire oynadıkları oyunun gerçek olmadığını fark ediyorlar, bu nedenle daha gerçek bir oyunun içinde olmak istiyorlar ve sonra başka hiçbir seçenekleri olmadığı için Kabala’nın Bilgeliğine varıyorlar. Onlara olan gerçekten de bu, demek oluyor ki onların acıyı hissetmeleri gerekmiyor, ama yinede onlara yakınlaşmak ve onlara bu şekeri vermek mümkün. Diğer bir taraftan ise dünyada birçok insan acı çekiyor ve sorular soruyor: Hayatımın amacı nedir? Ben neden acı çekiyorum? Ne için yaşıyorum? Bu dünya neden var? Bin bir tane soru ki en sıradan insanlar bile sormuştur. Bu sorular bizi Kabala’nın Bilgeliğine ulaştırıyor. Bu bilgelik bilim adamları için tasarlanmamıştır ki bunun yardımı ile dünyayı daha ileri derecede araştırabilecek olabilsinler. Hatta daha ileri araştırmalar yapsalar bile hala bir dönüşümden geçmek zorundalar, çünkü dünyayı dönüştürebilmek için kişinin kendisini üst güce göre dönüştürmesi gereklidir ve sonra onu yönetebilir. Öyleyse Kabala’nın Bilgeliği herkes için tasarlanmıştır, ama ben herkese ulaşamam, ben sadece birine gidip şunu anlatamam – acı çekiyorsun, o zaman gel ve çalış ve çalışarak bu dünyada nasıl başarabileceğini öğreneceksin. O bunu anlamaz.

Öyleyse soru dünya bütünlüğünde nasıl daha iyi bir hayata ilerleyebilir? Kim Kabala’nın Bilgeliğini kullanarak üst güç üzerinde ihsan edecek ki o da tekrar bizim üzerimize iyilikseverlik ihsan edecek? Bütün bunlardan dolayı biz burada üst gücün hareketini hissediyoruz, o burada, herhangi bir şekilde var olmuş durumda. Eğer biz onun üzerine nasıl ihsan edeceğimizi bilseydik, geri dönüşümde iyi bir yanıt alacaktık ve ihtiyacımız olan da bu. Bilim adamları bunu bilmek istiyor, bunu çalışmak, bu onlar için merak, bizim içinse sadece hayatımız. Biz iyi yaşamıyoruz, yarın ne olacağını bilmiyoruz, biz bu gücü kendi elimize almak zorundayız, ama bunu bize yarar sağlayacak şekilde yapmalıyız. Bu arada, elimize aldığımız her şey daha kötü hale gelir. Öyleyse istesek de istemesek de öğrenmek zorunda kalacağız. Öğrenmek ne anlama geliyor? Yardımı nasıl vereceğimizi öğrenerek biz bir dönüşümden geçmek zorunda olacağız. İnsanlık, sadece üst güç ile olan eşitliğin onunla beraber rahatlamayı ve güvenliği, daha iyi için olan bazı değişimi getireceğini fark edecek.

Bu nasıl olacak? Bunu her geçen yılda görüyoruz, daha çok insan bunu içeriden anlamaya başlıyor, çünkü bizim Reşimot’umuz, manevi genlerimiz, sürekli olarak büyüyor ve bize bu anlayışı getiriyor, bu uyum – başka hiçbir seçenek olmadan, acılardan. Biz onu tanımak zorunda olacağız. Ben Kabala’nın Bilgeliği hakkında o saf bir bilimmiş gibi konuşuyorum, sıradan insanla bağlı değilmiş gibi, ama bu doğru değil, sıradan insan sadece farklı bir yol ile bunu kabul edecek. Sıradan bir insana hitap ettiğim zaman ben bunu şu şekilde söylüyorum: Sen gerçekliği yanlış şekilde algılıyorsun. Neden? Çünkü sen bu gerçeklik ile dengede değilsin. Eğer bedenim veya onun hücrelerinden biri düşman bir çevrede olsaydı, örneğin 50 derece üzerindeki bir sıcaklıkta veya -50 derecede veya uyum sağladığımdan farklı bir atmosfer basıncında, o zaman ben acı çekerdim ve yaşayamazdım. Ne zaman iyi ve rahat hissediyorum? Dengede olduğum zaman ve içerideki dışarıdaki ile tamamen dengede olduğu zaman, bütün seviyelerde, bütün parametrelerde. İşte bu bizim dışımızda olan ile ne yapmamız gerektiğidir. Eğer her bir insan rahat hissetmek için, dışarıda gerçekleşen ile dengeye ulaşmak için onu öğrenecekse, bu sadece o kişinin bu dünyada yaşadığı yetmiş yıl için olmaz fakat sonsuzluk için olur. Biz sonsuz bir hayatı tartışıyoruz, enkarnasyonların ötesindeki. Kişi bir kere bedenin dışına çıkınca her şeyi farklı bir şekilde hissetmeye başlar, zamanın ötesinde, kişi bedene girer ve sonra ondan çıkar, bu süreci sonsuz bir yol ile hisseder. Kabalistler açıklıyor ki dıştaki gerçekliği onunla eşitlenmek için öğrenmek zorundayız, onunla dengede olduğumuz bir durumda olmak için. Kabala’nın Bilgeliğinden daha elverişli bir bilim yok ve bunu anlamayan herkes acı çekecek. Aynı diğer herhangi bir durum gibi, eğer biri çöle kaçarsa ve orada kendi başına yaşarsa veya dondurucu kutup koşullarına geçerse veya çok güçlü sıcaklığa, her ne olursa, kişi iyi hissedecek mi? Kişi nerede iyi ve rahat olacağını bilmek zorundadır. İnsan kendisi için iyi bir çevre inşa etmek zorundadır. Bu Kabala’nın Bilgeliği’dir – gerçeğin nasıl akıllıca alınacağı, mümkün olan en iyi yolla. Bu herkes için gereklidir. ‘Gerekli’ ne demek? Acılar bizi oraya ulaşmaya zorlayacak.

Soru: Ben yeni bir öğrenciyim ve öyle gözüküyor ki Nobel Ödül sahipleri bunu kabul etsin veya etmesin bu benim algımı değiştirmeyecek. Ben oldukça basit bir insanım, çok akıllı değil.

Bilim sadece bu dersin konusu ki ben buna yaklaşmayı seçtim.

Soru: Ben ikna olmadım. Eğer Nobel Ödülü kazanmış biri bile gelecekse veya onun gibi yüz kişi, bu benim görüşlerimi değiştirmeyecek. Ben çok anlamıyorum, ama eğer biz genel kural ile dengede olacaksak o zaman aslında formun eşitliğinde olacağız, tıpkı bir sörfçü gibi, dalgalardan zevk alan ama onların içine düşmeyen. O zaman genel kural nedir?

Genel kurala “ihsan etmenin kuralı” adı verilir.

Soru: Ve kural durumu nedir?

Bunun geri kalanı öğrenilmek zorundadır -  maddenin üzerine nasıl çıkılacağı. Sen ego içinde olduğun sürece, maddenin içinde, sen her zaman acı çekeceksin; ilaçları-uyuşturucuları alarak kendini bedeninden, duyularında koparmadığın sürece sürekli acıları hissedeceksin. İşte insanların bugün söyledikleri bu. Ama bedenden gerçekten çıkmak, sadece kuralı edinerek mümkün.

Soru: Siz ıstırap hissetmiyor musunuz? Kuralı biliyorsunuz, öyleyse şimdi, bugün, hala acı çekiyor musunuz yoksa çekmiyor musunuz? Bilmek istiyorum.

Neden soruyorsun? Kıskanmak için mi? Tamam, evet.

Bu yöntem kişiye amaca ulaşmada ve daha az acı deneyimlemesinde yardım eder. Biz neden buraya geliyoruz ve dersler veriyoruz ve Kabala’nın Bilgeliğini yayıyoruz, herkesin onun hakkında bilmesine izin vermek istiyoruz? Sessizce oturabilirdik ve sadece her kim bizi bulursa katılması için bekleyebilirdik. Neden dışarı çıkıyoruz ve bunu tanıtıyoruz? Çünkü bu doğal yol ile olduğu zaman, insanlar Kabala’nın Bilgeliğine çok büyük acılardan geçerek ulaşıyorlar, sancılı birçok enkarnasyondan sonra, öyle ki bunları hatırlamıyor ve bilmiyorlar bile. Kişi sürekli bu soru ile yaşamaya devam edemez: ne için yaşıyorum? Biz bu insanı acı çekmekten kurtarmak istiyoruz. Bu sadece ne için yaşıyorumun sorusu değil, bu öldürmeleri ve katliamları ilgilendiriyor ve onun gibi şeyleri. Ve öyleyse bunu önlemek için, biz beklemenin yararlı olmadığını göstermeye geliyoruz, acılar size gelmeden siz bize gelin.

Soru: Siz şimdiden acı çekmenin ötesinde misiniz?

Evet. Senin sorduğun şu: Sen bana geldiğin zaman, ben senin daha ileri gelişmende nasıl yardım ederim? Hiç kuşkusuz bir yöntemimiz var. Bu bizim değil, ama bu birçok yıl boyunca Kabalistler tarafından geliştirilmiş bir yöntem. Bu esasında basit bir yol değil. Bu kişinin kendi içinden dış dünyaya nasıl çıkacağının bir çalışması. Kolay öğrenilen bir şey değil; bir kişinin bunu edinmesi pek çok yıl alıyor. Ama bir kere elde edildi mi, kişinin hayatı değişiyor, bakış açısı değişiyor, farklı bir yol göstermenin altında oluyor, aynı üst güç kişinin üstünde tamamen farklı bir şekilde davranıyor. İşte şimdi ulusa hitap etmemizin nedeni de bu, İsrail ulusu ile başlayarak. Biz bunu dolaylı bir yoldan yapıyoruz çünkü bunu doğrudan yapmak mümkün değil, bu nedenle insanlara Rusya’daki ve Amerika’daki bilim adamları aracılığı ile ulaşıyoruz, engellerin etrafından geçmek zorundayız. Bizim doğruca ulusa gitmemiz gerekiyor, ama hiç kimse bu şekilde dinlemeyecektir. Bunu yapıyoruz çünkü pek çok istenmeyen acı çekme önlenebilir, şu anda beraber yaşadıklarımız için değil ama bunun mümkün olduğu kişiler için. Umuyorum ki bunu önleyeceğiz, bundan dolayı gürültü yapıyoruz; aksi halde sadece kendimiz ile kapsanmış olurduk ve bize gelip çalışmak isteyen kişileri engellemiş.

Soru: Sağlığımızı veya hastalığımızı nasıl sınıflandırıyorsunuz?

Bütün hastalık, sağlık, aile ile ilgili konular, çocuklar, bana ne söylersen, kötü veya şeytani hissettiğin her şey, sadece senin gerçek ile hayat ile doğru ilişkiye geri dönmeni sağlamak için var. Hayat bize homeostasise ulaşmamız için verildi.

Soru: Ama diyorsunuz ki gerçeklik diye birşey yoktur.

Gerçeklik diye bir şey yoktur ne anlama geliyor? Bizim şu anda kendi içimizde kavradığımız, şu anda hissettiğimiz şey, gerçeklik. Ama soru şu doğru gerçeklik bana bağlı mı değil mi. Bu tamamen tarafsız özgür bir formun içinde mi yoksa sadece benim özelliklerimin bir yansıması mı? Ortaya çıkan şu ki bu sadece benim özelliklerimin bir yansıması ki ben düşüncelerin gücü ile gerçeği değiştirebilirim. Burada pek çok önemli nokta var. Eğer isterseniz bir sonraki dersi düşüncelerin gücü hakkında yapabiliriz. Gerçeği nasıl harekete geçiririz? Düşüncelerin gücü ile.

Şubat 26, 2010 at 5:32 pm Yorum yapın


Kategoriler

  • Blogroll

  • Beslemeler


    Takip Et

    Get every new post delivered to your Inbox.